HAYAT VE HAKİKATİ ANLAMAK...

Çok Okudum :: Çok Yazdım :: Çok Gezdim :: Çok Gördüm

 

"Bâgi dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzigârın görmüşüz."
Yusüf Nâbi

 

 

 

 

Hayatımın özeti şudur: 

 

Ömrüme bir değil bir çok hayatlar sığdırdım!...

 

Bir ömre kaç hayat sığar ki?

 

Ben öyle yapmadım!... Çok hayatlar sığdırdım hayatıma!...

 

Çok okudum.. Çok yazdım... 

"Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır..."

Francis Bacon

Çok gezdim... Çok gördüm...

"Hayat bir kitaptır ve gezip görmeyenler hep aynı sayfayı okur."

St. Agustine

 

Dedim ya, ben ömrüme bir çok hayatlar sığdırdım!... Hayatı dolu dolu yaşadım...

"Hayatın değeri, uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır. 

Öyle uzun yaşamışlar vardır ki, pek az yaşamışlardır.

Doyasıya yaşamak, yılların çokluğuna değil, sizin coşkunuza bağlıdır."

 Michel de Montaigne

 

Hissederek... Acısı ve tatlısıyla...

 

 "En çok yaşamış insan, en çok yıl saymış olan değil,
fakat hayatı en çok hissetmiş olandır."
J.J. Rousseau

 

. Çok hayatlar sığdırdım hayatıma!... Hem ön yüzünde hem de arka yüzünde..

 

“Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatının ilk yarısındaki herkes işlemenin ön tarafını görür, ikinci yarısında ise tersini. ikincisi o kadar güzel değildir, ama daha öğreticidir, çünkü iplerin birbirine nasıl bağlandığını görmemizi sağlar.”
Arthur Schopenhauer

 

Hayatımın uzunluğu  değil genişliğidir beni mutlu eden, onurlandıran ve gururlandıran...

 

“Hayatın genişliği, uzunluğundan daha önemlidir.”
İbni Sina

 

Hayatın zevkleri ve hazları değil, acıları, çileleri ve zahmetleridir bana gerçek hayatı öğreten ... hakikati görmemi sağlayan...

 

 

“Sefilce rahatlık doktrinini değil, ‘zahmetli hayat doktrini’ ni öğütlemek istiyorum; meşakkat ve emekle, çalışma ve mücadeleyle dolu bir hayatı vaaz etmek istiyorum ben; en yüce başarının , tek arzusu huzur içinde, zahmetsiz bir hayat sürmek olan insana değil; tehlike karşısında, güçlükler karşısında ya da acı dolu çabalardan yılmayan insana ait olduğunu; en görkemli zaferlerin bunların üstüne kurulacağını vaaz etmek istiyorum.”

Thedore Roosevelt

 

***

 

Hayatın kısa olduğunu ve kıt bir kaynak olduğunu genç yaşımda anladım ve kavradım... Hayat felsefemi bu kavrayışla geliştirdim, geliştiriyorum...

 

 "Hayat, kısadır... hayatın değerini biliniz..."

 

 "Hayat, geçiverir... nasıl geçtiğini anlayamazsınız..."

 

Bu sözlerle başladım...  Bu kavrayışla kendime bir yaşam felsefesi oluşturdum...

 

"Yaşam insana verilmemiş, kiralanmıştır."

Publius Syrus

 

Hayat, akıp giden bir nehir gibidir... Akan suyu geriye çeviremezsiniz!...

Giden yıllarınızı geriye getiremezsiniz!...

 

"Hayata yeniden başlasaydım , saniyelerin nabzını tutardım."

Dostoyevski

 

***

 

Madem hayat kısa, madem  hayatta yaşananları geriye getiremeyiz o zaman hayatı yaşayalım!...

 

Ama nasıl!

 

Hayatımı okuyarak, yazarak, gezerek, dolaşarak yaşadım ve yaşıyorum... 

 

Okuyarak...

Yazarak...

Gezerek...

Görerek...  

 

Felsefe bilgi sevgisidir...  Felsefe, öğrenme, sorgulama ve arama sevgisidir.

 

Ben bu sevgiyle varlığın felsefesi, bilginin felsefesi ile yoğruldum...

 

Ontoloji, kozmoloji, teoloji, mitoloji, antropoloji ve saire .. ve saire...

 

Metafizikle dünyayı anlamanın ve kavramanın mümkün olduğuna inandım...

 

Çok okumakla kalmadım; felsefe, etik, sosyoloji, siyaset bilimi, ekonomi alanlarında çok sayıda kitaplar ve yazılar kaleme aldım...

 

Özetle, çok okudum.. Çok yazdım... 

 

Bununla kalmadım...

 

Yeryüzü coğrafyasında insan yerleşimleri olan hemen her yere ayak bastım!

 

Çok mu iddialı bir cümle kurdum!...

 

Kuzeyden güneye, doğudan batıya gelmiş geçmiş en büyük medeniyet topraklarına birden çok kez seyahatler yaptım...

 

İnsanlar gördüm, insanlar tanıdım!...

 

Cebinde parası olmayan, açlıktan ağzı kokan, ayağında bir lastiği dahi bulunmayan; ne bulursa onunla karnını doyurup bir ertesi güne sıfırdan başlayan; mal-mülk derdi-davası olmayan;  basit aritmetik dışında trigonometri bilmeyen; ekonomiyi cebindeki üç beş kuruş gelir ve yaptığı harcama kadar bilen, ekonometri falandan habersiz olan; boynunda kravatı, ütülü takım elbisesi olmayan; bebek bezi için gecenin geç saatlerinde yollarda müşteri bekleyen ve vücudunu yavrusu için satan....

 

Gezdim, gördüm, tanıdım, yaşadım...

 

 

***

 

Nereye baktıysam orada  EDEP YA HU!.. diye haykırdım...  

Bu da yetmedi!..

ve nereye baktıysam orada  haksızlıklar ve adaletsizlikler gördüm!...

NEREDE ADALET...! diye haykırdım çaresizce!...

 

***

 

İşte böyle bir dünya...

Edep ya hu! diye haykırmak zorunda kaldığımız bir dünya!...

Adaletsiz bir dünya...

Hakkın-hukukun olmadığı bir dünya...

Balçık dünya..

Ehillerin değil cahillerin değer bulduğu bir dünya..

 

***

 

ve sonra... bütün bunları gördükten, yaşadıktan sonra...

 

.....bir tane yahu bir tane adam gibi adam aradım!.. Bulamadım!...

 

Yürekli bir adam.. Yiğit bir insan...

 

"Kuru da’vâ ile olmaz bu, fakat ilm ister; 
Ben o kudrette adam görmüyorum, sen göster? 
Koca ilmiyyeyi aktar da, bul üç tâne fakîh: 
Zevk-ı fıkhîsi bütün, fıkri açık rûhu nezîh? 
Sayısız hâdise var ortada tatbîk edecek; 
Hani bir tane “usûl” âlimi, yâhu, bir tek? "

Mehmet Akif Ersoy

 

Korkmayan.. Cesur... Mücadele insanı....

 

“Korkuyu bilen, ama onu yenende vardır yürek; uçurumu gören, ama gururla bakanda. Uçurumu gören, ama kartal gözleriyle bakanda, uçurumu kartal pençeleriyle kavrayanda vardır yürek. “

F. Nietzsche

 

Bulduysam da sesini duyamadım!...

Odamda sohbet ettim.... "Hadi gel , el ver dediğimde..." arkamda yeller estiğini gördüm...

 

“İleri atılmakta şeref ve izzet / Geride kalmakta ar ve zillet vardır”

Necip Fazıl Kısakürek

 

Meydanlarda iktidarın arkasında, gücün ve otoritenin yanında  milyonlarca  insanları gördüm!  Ama arkamda hadi! diyen bir insan göremedim...

Hani nerede erdemler peşinde bayrak sallayacak kalabalıklar diye sordum!...

Bulamadım?

Bulamayınca tekrar düşünmeye başladım!...

 

"Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım."

Mevlana

 

ve sonra ... küstüm!... Küsmeyi denedim?

 

''Küsmek nedir bilir misin? Küsmek dürüstlüktür."
Nâzım Hikmet Ran

 

Küserken, benim gibi çocukça "küstüm oynamıyorum.." diyenleri görmedim!...

 

 O insan ki, küsmek bilmez, darılmak bilmez!…  Akşam anasına küfrettiği adamlarla sabah kol kola gezmekten kaçınmaz!…  Utanmaz !..  Böyle insanlar gördüm!...

 

Ve sonra uzaklaşayım diye düşündüm..... Uzlet arayışına yöneldim!...

 

Nebi ile Bisharre'de buluştuğumda onun tavsiyeleri ile yüreğimi tel örgülerle çevirdim, kirli eller dokunmasın diye...

 

"Kirli eller ruhuma dokunmasın diye tellerle çevirdim yüreğimi."

Halil Gibran

 

***

 

Bisharre'den ayrıldıktan sonra Tebriz'e yürüdüm!... Oradan da başka bir nasihat aldım!... Sükutun, sessiz kalmanın bir büyük erdem olduğunu işte ondan sonra anladım!...

 

"Anladım ki susmak bir cüsse işi…
Derin denizlerin işi…
Serin sular en hafif rüzgârları bile coşturabiliyor..
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar…
Derin denizlerin sükutu büyüler beni.
İçimi bir heybet hissi kaplar.
Benliğimi hasret duyguları istila eder.
Kalbim ürperlerle dolar.
Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana.
Göklerin suskunluğu da öyle. Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep.
Sükut her zaman daha manalı, daha derindir.
Kalbe sözden çok sükuttan manalar akar.
İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı.
İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konuşacaklardı.
Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı.
Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır.
Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır.
Sözü ise ancak bir zaruret..
Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan.
Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım.
Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum.
Hayatın hiç bir kasırgası, hadiselerin hiç bir fırtınası onu dalgalandıramıyordu.
O denize imrendiğim an, gözlerim şu mısralara takılmıştı:

Gittim, gittim, denizin,
Sınır yerine vardım
Halin bana da geçsin!
Diye ona yalvardım
Bir çılgın vesvesede,
İçim didiklense de,
Olaydım o cüssede,
O’nun gibi susardım..

Gerçekten de öyle olmuştu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.
O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi.
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar..
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.

Şems-i Tebrizi

 

***

 

Peki bütün bunları bildin ve gördün de kendini  gördün mü?

Önce onları gördüm ,  hayat ve hakikat anladım?

O olmasaydı, onlar olmasaydı hayat ve hakikat olmazdı !

 

Can Aktan

 

"Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendisi gibi bilir." 

Mevlana