KAHROLSUN DEMOKRASİ, YAŞASIN DEMARŞİ!...

 

 

Demokrasi nedir? Gerçek demokrasi ne anlama gelmektedir? Demokrasinin olmazsa olmaz ilkeleri nelerdir? Gerçek demokrasi, gerçek dünyada başarılabilecek bir siyasal rejim olabilir mi? Modern demokrasilerin eksiklikleri ve başarısızlıkları nelerdir? Demokrasi, gerçekleştirilmesi imkan dahilinde olan ya da imkansız bir rejim midir? Demokrasinin yetersizlikleri nasıl ortadan kaldırılabilir? Demokrasi’den daha iyi bir siyasal rejim var mıdır? Demokrasi; monarşi, diarşi, oligarşi, poliarşi gibi siyasal rejimlerden sonra insanoğlunun üzerinde uzlaştığı tek ideal siyasal yönetim biçimi olarak kalmaya devam edebilecek midir? Demokrasinin alternatifi bir siyasal rejim var mıdır? Demarşi, demokrasinin alternatifi midir? Demarşi, anlam ve yorum erozyonuna uğramış, kitleler önünde saygınlığını ve güvenilirliğini kaybetmiş, gerçek manasından, özünden ve ruhundan kopmuş demokrasinin yerine ikame edebileceğimiz bir siyasal sistem olabilir mi?

 

***

Kanaatimizce demokrasi teorisi ve felsefesi ve aynı zamanda dünyadaki demokrasi uygulamaları üzerine  araştırmalar yapan çok az sayıda bilim insanı ve/veya düşünür, demokrasinin  kavramsal ve uygulama düzeyinde ortaya çıkan eksikliklerini görebilmiş, deyim yerindeyse keşfedebilmiştir. Demokrasiyi mükemmel bir siyasal rejim olarak düşünmeye alışmış bir akıl, onun eksikliklerini belki de bilinç-dışı olarak görmezlikten gelmekte veya bu hususu düşünmeyi ihmal etmektedir.

Demokrasi teorik ve felsefi açılardan bakıldığında “ ideal” ya da “mükemmel” olmaktan çok uzak bir siyasal sistemdir. Deyim yerindeyse “demokrasinin imkansızlığı” denen bir gerçeklik sözkonusudur.  Pratik-uygulama açısından bakıldığında ise “demokrasinin eksikliği”, “demokrasinin yetersizliği” ya da “demokrasinin başarısızlığı” olarak adlandırabileceğimiz pek çok durum sözkonusudur.

 

***

 

Özetlemek gerekirse bugün pek çok demokrasilerde seçim ve oylama mekanizmasına dayalı olarak seçilmiş ve iktidara gelmiş hükümetlerin güç ve yetkilerini kötüye kullanmalarını sınırlayacak kurallar ve kurumlar mevcut değildir ve/veya etkin işlerliğe sahip değildir. Tam aksine,  siyasal iktidarın güç ve yetkilerinin ana kaynağının “millet iradesi” olduğu sıklıkla dile getirilmektedir. Siyasal süreçte enformasyon sorunları (eksik ve aksak enformasyon)  gözardı edilmekte ve ayrıca siyasal iktidarların güç ve yetkilerini her zaman istismar ve suistimal edebilecekleri yönünde bir tehlikenin var olabileceği unutulmaktadır. İşte demarşi, bu anlamda demokrasiye alternatif bir siyasal sistem olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

***

Günümüzde “temsili demokrasi” olarak ifade ettiğimiz siyasal sistemi  “gerçek demokrasi” olarak görmek trajik bir yanılgıdır. Temsili demokrasi anlayışında seçimden galip çıkan  temsilciler  kendilerini  halkın hür iradesi ile seçilmiş vekiller olarak görmektedirler. Siyasal iktidarın meşruiyyeti,  seçim ve oylama mekanizmasına bağlanmıştır. Bu meşruiyyet inancı, siyasal iktidarların sahip oldukları güç ve yetkilerin de sınırlanmasının doğru olmadığı düşüncesini yaygınlaştırmıştır. Öyle ki, bugün seçimi kazanan her parti kendisini  halkın “hür irade”sinin temsilcileri olarak görmektedir.

***

Demokrasi kavramsal anlamda “imkansız” olan bir siyasal düzendir. Doğrudan demokrasi sadece imkansız olan bir idealin adıdır. Gerçek yaşamda doğrudan demokrasi idealini hayata geçirmek imkansızdır. Bu yüzden “demokrasinin imkansızlığı” denen bir durumu kabul etmek gerekir.

Demokrasi pratik gözlemlerimize bağlı olarak “başarısız” bir siyasal düzendir ve bu başarısızlığı tümüyle ortadan kaldıracak çözümler maalesef sözkonusu değildir. Halk ya da millet kendisini yönetecek “ideal” temsilcileri seçmek konusunda fazlasıyla başarısızdır. Siyasal ilgisizlik, siyasal bilgisizlik, siyasal miyopluk, siyasal unutkanlık ve buna benzer pek çok önemli husus gözardı edilmediği sürece demokrasinin ne derece başarısız bir siyasal düzen olduğu pekala görülebilir. “Millet iradesi” diye abartılı biçimde kutsanan ya da yüceltilen bir “söylence” (myth) ya da “metafor” ancak siyasal süreçteki enformasyon sorunları iyi analiz edildiğinde doğru anlaşılabilir.

Özetle, halk kendi kendini yönetemez ve bunun adı “demokrasinin imkansızlığı” dır.

Halk (millet) aynı zamanda doğru karar ve tercihlerde bulun(a)maz ve bunun adı da “demokrasinin başarısızlığı” dır.

Bugün en gelişmiş modern demokrasilerde dahi seçmenlerin ne derece irrasyonel tercihlerde bulunduğunu kanıtlayacak çok sayıda örnek mevcuttur. En gelişmiş olduğu iddia edilen demokrasilerde bile seçmenlerin mutlaka doğru ve tutarlı tercihlerde bulunabileceğini kanıtlayabilecek hiç bir olgu ya da realite sözkonusu değildir. Rasyonel seçmenlerin “irrasyonel seçim” yapması tehlikesi her zaman vardır ve var olmaya devam edecektir.

İrrasyonel bir seçim “ideal seçilmişler topluluğu”ndan müteşekkil bir parlemento oluşturamaz. Kaldı ki, bugün modern demokrasilerin pek çoğunda görünürde halkın kendi temsilcilerini kendilerinin seçtiği inancı yaygındır. Adil ve genel seçimlerin varlığı halinde halkın temsilcilerini özgür iradeleriyle seçebilecekleri ifade edilir. Ancak gerçekte böyle değildir. Siyasal partinin başındaki lider ve oligarşik yapı (oligarşinin tunç yasası) kimin aday olarak gösterilebileceğine karar verir. Bununla da kalmaz, seçilmesini istediği kişileri aday listelerinin en başına yerleştirir.  Halk adı verilen topluluktaki her birey aslında bir etkisiz elemandır. Kimin seçileceğine halk (millet) değil, partinin başındaki  bir kişi karar verir.

Yukarıdaki görüşlerimizin tersinin doğru olabileceğini kabul ettiğimizde dahi asla gözardı edilemeyecek bir tehlikeye işaret etmek gerekir. Varsayalım ki, halk doğru ve tutarlı karar ve tercihlerde bulunsun. Başka bir ifadeyle, halkın ehliyet, ve liyakati gözardı etmeksizin en doğru yöneticileri seçeceğini ve işbaşına getireceğini bir varsayım olarak kabul edelim. Peki bu durumda yöneticilerin güç ve yetkilerini kötüye kullanmayacakları, istismar ve suistimal etmeyecekleri düşünülebilir mi? İşte, demokrasileri tehdit eden en büyük tehlike de buradadır. Halkın hür iradesi ile seçilmiş olduğunu iddia eden ve  “millet iradesi” ne sürekli vurgu yapan bir siyasal iktidarın güç ve yetkilerini kötüye kullanabileceği tehlikesi her zaman mevcuttur. Tarih, güç ve yetkilerini daima istismar ve suistimal eden yöneticilerle doludur. Seçilmiş de olsa, hiç bir yönetici ya da iktidara asla güvenilemez.

Sonuç olarak, demokrasi teorisi ve felsefesi ve aynı zamanda dünyadaki demokrasi uygulamaları üzerine  araştırmalar yapan çok az sayıda bilim insanı ve düşünür, demokrasinin  kavramsal ve uygulama düzeyinde ortaya çıkan eksikliklerini görebilmiş, deyim yerindeyse keşfedebilmiştir.

 

 

 “Eğer demokrasi bugün için çoğunluğun sınırlanmamış gücü anlamına geliyorsa; çoğunluğun gücünün sınırlı olduğu bir hükümet sistemini tanımlaması için yeni bir kelime bulmamız gerekmektedir. Ben böyle bir devlet sistemine Demarşi (Demarchy) dememizi öneriyorum. Bu halkın (demos) kaba güce (kratos) sahip sayılmadığı; fakat John Locke’un sözleriyle ‘günübirlik kararnamelerle değil, ilan edilip halkın bilgisine sunulmuş ve devamlı olmak üzere konmuş yasalarla’ yönetmek (archein) işiyle sınırlı bir hükümet sistemidir.”

Friedrich A. von Hayek 

 

“Sınırsız yetkileri bulunan bir meclis, bu gücü belirli grupları veya bireyleri kayırmak üzere kullanabilecek bir konumda olur; bunun kaçınılmaz bir sonucu da, taraftarlarına özel yararlar sağlayan çıkar grupları koalisyonlarının oluşmasıdır.”

Friedrich A. von Hayek 

 

 “Demokrasi teorisinin bugünkü yanlış anlaşılmasının kaynağı, Rousseau tarafından, halk iradesinin genel inancın yerine konması ve bunun sonucu olan halk egemenliği görüşüdür. Bu ise, uygulamada, çoğunluğun ...verdiği her kararın herkes için bağlayıcı bir yasa olması demektir. Ne var ki, ne böyle sınırsız bir güce ihtiyaç vardır, ne de böyle bir gücün varlığı bireysel özgürlükle bağdaşabilir.”

Friedrich A. von Hayek 

 

 “…düşünen insanlar arasında demokrasiye olan güvenin gide­rek kaybolmasından endişelenmekteyim. Bu artık göz ardı edilemez. Büyülü demokrasi kelimesi, o kadar güçlü hale geldi ki, demokrasi öncesinde hükü­metin üzerine konan sınırlamalar artık işlemez hale geldi ve bu giderek önem kazanmaktadır. Bazen demokrasi adı altında ileriye sürülen talepler, o kadar tehlike saçıyor ki, her aklı başında insan demokrasiye karşı tepki gösteriyor asıl tehlike budur. Yine de asıl demokrasi kavramı bu değildir. Fakat zaman içinde orijinal anlama ilave edilen yan anlamlar o kadar geniş­lediler ki şimdi demokrasiye olan inancı tehlikeye sokmaktadırlar.”

Friedrich A. von Hayek 

 

“Bugün batıda bildiğimiz demokrasilerin hepsi, az çok sınırsız demokrasidir. Bu nedenle sınırsız demokrasiye özgü kurumlar başarısızlığa uğradığı zaman bunu demokrasinin başarısızlığı olarak algılamanın yanlış olduğunu unutmamak gerekir. Biz sadece yanlış yolu denemekteyiz. … Bugün sınırsız siyasi otoritenin her kararı hukuk gücüne sahip olup, siyasi faaliyetleri hukuk tarafından sınırlandırılmamıştır. Siyasi otoritenin insanların çoğunluğunun oyları tarafından yetkilendirildiğinin iddia edilmesi ciddi bir sorundur. Kendisini genel kurallarla sınırlamayan ve özel çıkar gruplarına hizmet eden güçlü bir organın üyelerine oy vermek ise tamamen farklı bir şeydir. Gücü sınırlandırılmamış ve demokratik olarak seçilmiş böyle bir meclis, belirli gruplara belirli yükler getirir ve özel çıkar gruplarının çıkarını gözetir. Söz konusu meclis, sayıları belirsiz olan özel çıkar gruplarının desteği karşılığında, onlara belirli faydalar sağlarken, azınlığa onun maliyetini yükler... Tekrar etmek gerekirse, sınırsız bir demokrasi gücü, sınırlandırılmamış bir hükümetten daha iyi değildir ve her ikisi de gerçek demokrasi değildir. Seçimle iş başına gelen temsilcilere sınırsız güç verilmesi şeklindeki düşüncede hayati tehlike, en yüksek otoritenin doğal olarak sınırsız olacağı şeklindeki hurafedir. … İyi bir hükümettin sırrı, kesinlikle, en üst gücün sınırlı güç olması ve böylelikle vatandaşları üzerinde zor kullanma gücünün olmamasıdır.

Friedrich A. von Hayek 

 

 “Başlangıçta ‘demokrasi’ kelimesi, gücün halkın çoğunluğunun ya da temsilcilerinin elinde olması anlamında kullanılmıştır. Fakat gücün sınırları konusunda herhangi bir şey söylenmemiştir. Çoğunlukla yanlış şekilde nihai gücün sınırsız  olması gerektiği söylenmiştir. “

Friedrich A. von Hayek 

 

***

2000 li yılların başlarından itibaren demokrasiye yönelik eleştiri yazılarımı kaleme aldım...

2005 yılında ise Demokrasi, Poliarşi ve Demarşi isimli bir kitabım yayınlandı...

kitabın içeriğine ulaşmak için kapağı tıklayınız.

 

 

Tavsiye: Tıklayın ve okuyun...

DEMOKRASİYE ALTERNATİF BİR SİYASAL SİSTEM ÖNERİSİ:

 

DEMARŞİ”,

 

Coşkun Can Aktan