DEMOKRASİNİN EKSİKLİKLERİ  ÜZERİNE…

 

Gerçek demokrasi, yani halkın kendi kendini yönetmesi anlamında bir DEMOSCRATOS gerçekleştirilmesi imkansız bir siyasal rejimdir  ve öyle kalacaktır. Halkın siyasal yönetime doğrudan katılması hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleştiremeyecek bir idealdir ve bu nedenle “demoscratos” bir ideal siyasal yönetim tasarımından başka bir şey değildir. Hatta daha doğruyu ifade etmek gerekirse gerçek demokrasi bir ütopyadır.  Tarih boyunca  “halkın kendi kendini  yönetimi” anlamında bir yönetim varolmamıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin akıl almaz bir biçimde geliştiği günümüzde dahi “tele-demokrasi” her ne kadar siyasal katılımı kolaylaştıracak imkanlar sağlasa da, halkın doğrudan kendi kendini yönetecek bir siyasal rejime kavuşmasını sağlayamamıştır ve muhtemelen gelecekte de bu yönde bir başarının gerçekleştirilmesi güç ve hatta imkansız görünmektedir. Özetle, “demokrasinin imkansızlığı” denilen bir olgunun kabul edilmesi gerekir.

Bugün adına “modern demokrasiler” dediğimiz siyasal rejimlerin tamamı “gerçek demokrasi”den oldukça uzaktır.  Modern temsili demokrasilerin bir çok açıdan eksiklikleri ve başarısızlıkları sözkonusudur.

İlk olarak, demokrasinin imkansızlığının nedeni “eksik enformasyon”dur. Gerçek dünyada seçmenler tercihte bulunacakları adaylar, siyasal partiler, hükümet politikaları ve bu politikaların sonuçları hakkında tam enformasyona sahip değillerdir. Eksik enformasyon ya da “siyasal bilgisizlik” sorununu  bütünüyle ortadan kaldırılabilecek araçlar ve mekanizmalar maalesef mevcut değildir. Eksik enformasyon, kısmen seçmenlerin  bilgi edinme yönünde isteksizliğinden kaynaklandığından bu sorunu tümüyle ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Demokrasinin imkansızlığının ikinci nedeni, “siyasal ilgisizlik”tir. Halkın tüm üyelerinin siyasal yönetim ve siyasal kararlarla yakından ilgilenmesi mümkün değildir. Siyasal ilgisizliğin seçmen açısından rasyonel gerekçeleri vardır. Seçmenin bilgi edinmek ve bilgileri değerlendirmek için katlanmak zorunda kaldığı “işlem maliyeti” onu siyasal alana karşı ilgisizliğe sevkeder. Seçmenlerin kamu politikaları hakkında az bilgi toplama güdüsüne sahip olmalarının bir başka nedeni de, kendi kararlarının seçim sonuçlarını belirlemesi yönünden çok güçlü olmadığına  inanmalarıdır.  Böylesi bir durumda, seçmenler siyasal karar alma sürecinde tercihlerini açıklamada kayıtsız kalabilmektedirler.

Diğer nedenler bir tarafa bırakılsa dahi, tek başına “siyasal bilgisizlik” ve “siyasal ilgisizlik” faktörleri “demokrasinin imkansızlığını” ikna edici biçimde ortaya koymaktadır.

Üçüncü olarak, ne şekilde olursa olsun, demokrasilerde azınlığın hakimiyeti kaçınılmazdır. Günümüzde uygulanan modern demokrasilerde gerçekte egemenlik halkın değil, toplum içinde güç ve hakim konumda olan sosyal sınıflarındır. Gaetano Mosca, Vilfredo Pareto,  Robert Michels ve Friedrich A. Von Hayek  gibi teorisyenler demokrasinin aslında sosyal sınıfların, elit tabakaların veya çıkar gruplarının egemenliğinden başka bir şey olmadığını güçlü argümanlarla ortaya koymuşlardır.

Dördüncü olarak, günümüz çağdaş temsili demokrasilerinde, egemenliği millet adına kullanan siyasal iktidarların sahip oldukları ve kullandıkları güç ve yetkiler etkin biçimde sınırlandırılmamıştır. Siyasal iktidarlar güç ve yetkilerini halkın yararına değil, tam aksine zararına kullanabilmektedirler. Bu konuyu çok güçlü bir entelektüel altyapı ile savunan iki büyük düşünür Hayek ve Buchanan’dır. Her iki düşünür de çağdaş demokrasilerin “sınırsız demokrasi” olduğunu ve sonuçta halkın özgürlük alanının siyasal yönetimler tarafından daraltıldığını ifade etmektedirler.

Hayek’in demokrasi konusundaki bazı eleştirilerini kendi cümleleriyle aktarmakta yarar bulunmaktadır:

“Bugün batıda bildiğimiz demokrasilerin hepsi, az çok sınırsız demokrasidir. Bu nedenle sınırsız demokrasiye özgü kurumlar başarısızlığa uğradığı zaman bunu demokrasinin başarısızlığı olarak algılamanın yanlış olduğunu unutmamak gerekir. Biz sadece yanlış yolu denemekteyiz.

Bugün sınırsız siyasi otoritenin her kararı hukuk gücüne sahip olup, siyasi faaliyetleri hukuk tarafından sınırlandırılmamıştır. Siyasi otoritenin insanların çoğunluğunun oyları tarafından yetkilendirildiğinin iddia edilmesi ciddi bir sorundur. Kendisini genel kurallarla sınırlamayan ve özel çıkar gruplarına hizmet eden güçlü bir organın üyelerine oy vermek ise tamamen farklı bir şeydir. Gücü sınırlandırılmamış ve demokratik olarak seçilmiş böyle bir meclis, belirli gruplara belirli yükler getirir ve özel çıkar gruplarının çıkarını gözetir. Söz konusu meclis, sayıları belirsiz olan özel çıkar gruplarının desteği karşılığında, onlara belirli faydalar sağlarken, azınlığa onun maliyetini yükler.

Tekrar etmek gerekirse, sınırsız bir demokrasi gücü, sınırlandırılmamış bir hükümetten daha iyi değildir ve her ikisi de gerçek demokrasi değildir. Seçimle iş başına gelen temsilcilere sınırsız güç verilmesi şeklindeki düşüncede hayati tehlike, en yüksek otoritenin doğal olarak sınırsız olacağı şeklindeki hurafedir.

İyi bir hükümettin sırrı, kesinlikle, en üst gücün sınırlı güç olması ve böylelikle vatandaşları üzerinde zor kullanma gücünün olmamasıdır.

Hayek, günümüzde demokrasiye olan inancın giderek yok olduğunu ifade ederek, şöyle demektedir:

“…düşünen insanlar arasında demokrasiye olan güvenin gide­rek kaybolmasından endişelenmekteyim. Bu artık göz ardı edilemez. Büyülü demokrasi kelimesi, o kadar güçlü hale geldi ki, demokrasi öncesinde hükü­metin üzerine konan sınırlamalar artık işlemez hale geldi ve bu giderek önem kazanmaktadır. Bazen demokrasi adı altında ileriye sürülen talepler, o kadar tehlike saçıyor ki, her aklı başında insan demokrasiye karşı tepki gösteriyor asıl tehlike budur. Yine de asıl demokrasi kavramı bu değildir. Fakat zaman içinde orijinal anlama ilave edilen yan anlamlar o kadar geniş­lediler ki şimdi demokrasiye olan inancı tehlikeye sokmaktadırlar.”

Hayek, demokrasinin hem kavram olarak hem de uygulamada dejenere olmasından rahatsız olduğunu bu şekilde ifade ettikten sonra  gerekirse “sınırlı demokrasi”yi ifade edecek yeni bir kavrama –demarşi- ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır:

 “Bugün artık demokrasi, tamamiyle, çoğunluğun sınırlanmamış gücü anlamına geliyorsa, bu gücün  –cebre ancak genel kurallara bağlı olarak başvurulabileceği anlamında- sınırlı olduğu bir hükümet sistemini tanımlamak için yeni bir kelime bulmamız gerekebilir. Ben böyle bir hükümet sistemine “demarşi” (demarchy) dememizi öneriyorum. Bu, halkın kaba güce sahip sayılmadığı; ‘günübirlik kararnamelerle değil, ilan edilip halkın bilgisine sunulmuş ve devamlı olmak üzere konmuş yasalar’la yönetmek işiyle sınırlı bir hükümet sistemidir”.

Özetle, Hayek’in ısrarla savunduğu husus şudur: günümüz modern demokrasilerinde halkın seçtiği temsilcilerinin güç ve yetkilerini kötüye kullanmalarını engelleyebilecek araçlar etkin işlerlikte değildir ve gerçek demokrasi idealine ulaşmak için siyasal iktidarların karar ve eylemlerinin mutlaka hukuk çerçevesinde önceden belirlenmesi ve sınırlandırılması gerekir.

***

Demokrasi sanıldığı ve çok fazlaca yüceltildiği gibi mükemmel bir siyasal rejim değildir. Demokrasi kavramı maalesef günlük dilde ve aynı zamanda bilimsel literatürde çok doğru biçimde kullanılmamaktadır. Demokrasi, kavram olarak her zaman anlam erozyonlarına ve yorum enflasyonlarına maruz kalmıştır. Dolayısıyla, demokrasi konusunda konuşan ve yazan her birey öncelikle demokrasinin gerçek manası üzerinde düşünmelidir. Alexis de Tocqueville’nin şu sözü bu açıdan aktarmaya değerdir:

 “Demokrasi” ve “demokratik devlet” kavramlarının kullanımı konusunda büyük bir eksiklik vardır. Bu kelimeler açıkça tanımlanmadıkça ve anlamları üzerinde uzlaşılmadıkça insanlar bu anlam karmaşası üzerinde yaşamaya devam edeceklerdir ve bu tartışmalar demogoji yapanların ve despotların işine yarayacaktır.”

Son olarak bir hususu da  burada vurgulamakta yarar görüyorum. Demokrasi teorisi ve felsefesi ve aynı zamanda dünyadaki demokrasi uygulamaları üzerine  araştırmalar yapan çok az sayıda bilim insanı ve düşünür, demokrasinin  kavramsal ve uygulama düzeyinde ortaya çıkan eksikliklerini görebilmiş, deyim yerindeyse keşfedebilmiştir. Demokrasiyi mükemmel bir siyasal rejim olarak düşünmeye alışmış bir akıl, onun eksikliklerini belki de bilinç-dışı olarak görmezlikten gelmekte veya bu hususu düşünmeyi ihmal etmektedir.

 

*****

 

“Kelimenin tam anlamıyla gerçek bir demokrasi hiç bir zaman

varolmadı ve varolmayacaktır.”

Jean Jacques Rousseau

 

 

“Demokrasinin  kötü olan bir yönü çoğunluğun tiranlığına dönüşmesidir.”

Lord Acton

 

 

“Demokrasi” ve “demokratik devlet” kavramlarının kullanımı konusunda büyük bir eksiklik vardır. Bu kelimeler açıkça tanımlanmadıkça ve anlamları üzerinde uzlaşılmadıkça insanlar bu anlam karmaşası üzerinde yaşamaya devam edeceklerdir ve bu tartışmalar demogoji yapanların ve despotların işine yarayacaktır.”

Alexis de Tocqueville

 

“Eğer demokrasinin sınırsız devlet anlamına geldiği ısrar edilirse ben o zaman demokrasiye inanmıyorum. Bu durumda demarşiyi savunan biri olarak kalacağım.”

Friedrich A. von Hayek

 

 “Yunanca kökenli “demokrasi” kelimesi, halk (demos) ve güç (kratos) veya fiil olarak kratein kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Kratein fiili, alternatif bir fiil olan archein‘in (monarchy, oligarchy, anarchy gibi) aksine hukuk kuralından ziyade kaba gücü ifade etmektedir. Eski Yunan’da kratein yerine archein kökeninin alınarak demarşi (demarchy) kavramının kullanılmasının nedeni, daha önce Atina’da demarşi kelimesinin bir bölge ya da grubun başkanı için kullanılır olmasıydı. O dönemde demarşi, geniş bir halk topluluğu mevcut olmadığından kullanılamazdı. Bugün için bir ideal olarak demokrasi yerine demarşi kelimesini kullanmamız  için bir engel yoktur.”

Friedrich A. von Hayek

 

 “Demokrasi, çoğunluğun sınırsız gücünü temsil eden bir sisteme dönüşmüştür. Eğer bu doğruysa bizim demokrasinin gerçek ve ideal anlamını ifade edecek bir kelimeye ihtiyacımız bulunmaktadır. Eğer demokrasi ve sınırlı devlet birbirleri ile uzlaştırılabilecek sistemler değilse, bir zamanlar sınırlı demokrasiyi ifade eden bir yeni kelime bulmalıyız. Biz demos’un isteğinin ve düşüncesinin nihai otorite olmasını ve kratos’un bireylerin hak ve özgürlüklerini sınırlayacak şekilde kullanılmasını istiyoruz. Çoğunluk, (John Locke’un ifadesiyle ‘ geçici ve günübirlik kararnamelerle değil daimi hukuk kuralları ile yönetilmeli (archein)dir.’ Bu tür bir siyasal düzeni, demos ve archein kelimelerini de birleştirerek demarşi  (demrachy) olarak adlandırabiliriz. Demarşi ya da sınırlı devlet düzeninde halkın iradesi (will ) değil, halkın düşüncesi en yüksek otoritedir.”

Friedrich A. von Hayek

 

“Demokratik yöntemlerin kabul edilmesi ile birlikte devletin gücü üzerinde sınırlamalara gerek olmadığı düşüncesi trajik bir yanılgıdır. Bu demokratik olarak seçilmiş bir yasama organının devleti kontrol altında mümkün olacağı inancını yerleştirmiştir.”

Friedrich A. von Hayek

 

 “Çoğunluğun iradesi, diğer insanlar üzerinde baskı yapabilir; gücün çoğunluk tarafından kötüye kullanılmasının önlenmesi gereklidir. ‘Çoğunluğun tiranlığı’ topluma karşı bir kötülüktür ve toplum buna karşı korunmalıdır.”

John Stuart Mill

 

“Politikada çoğunluk kuralının haklılaştırılması onun ahlaki açıdan doğru olduğunu göstermez.”

Walter Lipmann

 

 “Çoğunluğun azınlık tarafından yönetimi tiranlıktır; azınlığın çoğunluk tarafından yönetimi de tiranlıktır. Her iki durumda da ‘senin istediğin gibi değil, bizim istediğimiz gibi yapacaksın’ kuralı geçerlidir.”

Herbert Spencer