HUKUK DEVLETİ ÜZERİNE...

 

“...Tutukluyu ya da gözaltında bulundurulan kişiyi,

bizzat Lordkanzler’in ya da o gün için Lord mührünü

taşıyan kişinin önüne ya da sözü edilen celp

emrinin verildiği mahkemenin yargıçlarının ya da

baronlarının ya da celp emrinde belirtilen

kişi ya da kişilerin önüne çıkaracaklar

ya da çıkmalarını sağlayacaklardır.”

Habeas Corpus Bildirisi (1679)

 

“Özgürlüklerin bizim ve varislerimiz için ebediyen, kesin

ve değişmez bir mülk olduğunu, krallığımızın bütün

özgür kişilerine kabul ettirdik.”

Magna Charta Libertatum (1215)

 

                Tarih, haklar ve özgürlükler uğruna verilen mücadelelerin tarihidir. İnsanlar haklarını ve özgürlüklerini kazanmak ve bunları korumak için  büyük savaşlar vermişlerdir ve halen de bu  uğurda mücadeleler devam etmektedir.  Eğer 1215 tarihli ilk yazılı özgürlük belgesini okursanız, insanların zalimlere, despotlara, tiranlara karşı verdiği mücadelenin izlerini görebilirsiniz. Özgürlük, apansızın çıkagelmez.... Haklar ve özgürlükler her zaman küçük bir insan topluluğunun mücadelesiyle söke söke alınmıştır, kazanılmıştır... Bugün, demokrasi, hukuk devleti, haklar ve özgürlükler, anayasal devlet gibi kavramların evrensel değer olarak kabul edilmesi için büyük acılar yaşanmıştır, mücadeleler verilmiştir...

                Özgürlükler için insanların mücadeleleri Avrupa’da ilk kez Magna Charta zamanında başlamıştır. 26 Temmuz 1581’de yayınlanan Hollanda Bağımsızlık Bildirisi  özgürlük mücadelesi için önemli bir  belge olarak kabul edilir. Bu belgenin hemen başında şunlar yazılıdır: “Halk prens için değil, tersine prens halk için yaratılmıştır; çünkü halk olmasa prens de olmazdı. Prens uyruklarını hak ve adalete uyarak yönetmeli, onları bir baba evlatlarını nasıl severse öyle sevmeli, bir çoban sürüsünü nasıl güderse, aynen öyle bağlılıkla gütmelidir. Eğer böyle davranmaz, köle muamelesi yaparsa, bir tirandır artık o.” 

                1215’de  yayınlanan Magna Charta bildirisinin zamanla krallar tarafından ihlal edilmesi üzerine  7 Haziran 1628’de  İngiliz Haklar Bildirisi yayınlanmıştır. Bu bildirge de anıtsal bir değere sahiptir. Bu bildirgedeki şu sözler Parlementonun Üstünlüğü ve Hukuk Devleti anlayışının ortaya çıkması açısından büyük önem taşır: “Parlementonun genel onayı olmadıkça, hiç kimsenin ödünç para, bağış, vergi, herhangi bir armağan vermeye ya da buna benzer bir ödemede bulunmaya zorlanmamasını ve bunun için , böyle bir ödemede bulunmayı reddetti diye, kimsenin sorguya çekilmemesini, yemin etmeye cebredilmemesini, hücreye kapatılmamasını, tutuklanmamasını ya da başka bir biçimde eziyet çektirilmemesini ve rahatsız edilmemesini, Yüce majestelerinden rica ediyoruz.”  Bu güzel sözlerin mesajı açıktır: İngiliz halkı önce majestelerinden rica etti, ancak halkı ezmeye devam eden despotlar ve krallar daha sonra kanlı savaşlar sonucunda tahtlarından indirildi.

                1679 yılında yine demokrasinin ve insan haklarının beşiği bir ülke olarak kabul edilen İngiltere’de,  ünlü Habeas Corpus bildirileri yayınlandı. Bu bildiri keyfi gözaltılar ve tutuklamaların kaldırılması, yargısız infazlara son verilmesi ve suçlu olduğu iddia edilen kimseye ve yakınlarına önce suçunun tebliğ edilmesini şart koşuyordu.  1679 yılında İngiltere’de yayınlanan bu bidirinin üzerinden tam üç asır geçmiş olmasına rağmen bizim ülkemizde hala bu bildiride yeralan haklar  devlet tarafından ihlal  edilebilmektedir!..

                1689 İngiltere İnsan Hakları Bildirisi ( Bill of Rights) yine çok önemli bir bildirgedir. Bu bildirge okunduğunda demokrasi ve hukuk devleti anlayışının gereği olan haklar ve özgürlüklerden sözedildiği anlaşılabilir. Bu bildirgeden sonra  12 Haziran 1776 tarihinde ABD’de Virginia İnsan Hakları Bildirisi’nin , 4 Temmuz 1776 tarihinde ise ABD Bağımsızlık Bildirisi’nin yayınlandığını görüyoruz. 1791 tarihi ise Fransa’da İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin yayınlandığı tarihtir. Bu belgelerin hepsi hukuk devletinin ve demokrasinin temellerini oluştururlar. Tüm bu mücadeleler sonunda 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi yayınlanmıştır.

                Batı’nın yüzyıllardır verdiği mücadeleler sonunda kazandığı demokrasi ve insan hakları kültürüne biz sahip miyiz acaba? Benim kanaatime göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve devamı olarak Türkiye’de  ciddi bir demokrasi kültürü ve geleneği yaşanmamıştır. Türkiye’de hala demokrasi ve demokratikleşme yolunda katedilecek önemli mesafeler vardır. Doğruları görmemiz gerekir. Yoksa “Batı kendi işine baksın”, “onlar sanki insan haklarına çok mu saygı gösteriyorlar!” şeklindeki duygusal tepkilerden kendimizi kurtarmamız lazım. Demokrasi için, hukuk devleti için ülkemizde yapmamız gereken daha çok şey vardır.

ANAYASAL  HUKUK DEVLETİ OLMALIYIZ...

                Bir ülkede kanunların mevcut olması o ülkenin Hukuk Devleti olduğu anlamına gelmez. Böyle bir   ülkeyi olsa olsa Kanun Devleti olarak adlandırabilirsiniz. Bir ülkede anayasanın  bulunması da yine o ülkeyi Anayasal Devlet yapmaz. “Anayasalı Devlet”  ile “Anayasal Devlet” aynı şey demek değildir.

                Hukuk Devleti, devlet yönetiminin  hukuk kuralları ile bağlı olması ve bu kurallar çerçevesinde yürütülmesi demektir. Hukuk devletinde, hiç kimse, ama hiç kimse başkalarına zarar verecek keyfi davranışlarda bulunamaz. Başkalarına baskı yapamaz, zorla alıkoyamaz, kafasına göre hapse atamaz, yargısız infaza başvuramaz. Hukuk devletinde yöneticilerin ve devleti temsil eden tüm kişi ve güçlerin eylemleri yargısal denetime tabidir. Bireyler için de özgürlüklerinin, eylem ve davranışlarının sınırı vardır. Kimse  özgürlüklerini kullanırken başkalarının özgürlüklerini sınırlayacak davranışlarda bulunamaz. Gerçek anlamda hukuk devletinden bunu anlamalıyız.  Ortaçağın büyük filozoflarından biri olan İtalyan  St.Aquinas (orijinal adı Tommaso d’Aguino ) (1225-1274) bize hukuk devletinin ne olduğunu şu sözleri  ile gayet iyi bir şekilde anlatmaktadır.

“Hukuk, bir insanın bir eylemde bulunması veya eylemin sınırlandırılmasının ölçüsü ve kuralıdır; lex  (hukuk), ligare (bağlı olmak) kelimesinden türetilmiştir  ve bir kimsenin eylemlerinden “bağlı tutulmasını” ifade eder.”

St.Aquinas

 

                Lex, yani  Hukuk keyfiyeti engelleyen ve sınırlayan kurallardır.  Hukuk kurallarının olmadığı yerde keyfiyet, baskı ve zulüm vardır. Devletin gücünün  hukuk kuralları ile sınırlandırılmadığı yerde  zorbalık vardır. Despotizm, Tiranlık, Diktatörlük, Totaliterizm, Sosyalizm, Komünizm, Marxizm, Faşizm gibi rejimlerde hukukun değil zorbaların ya da despotların egemenliği sözkonusudur.  Demokrasi ve Liberal düşünceye büyük katkılarda bulunan İngiliz filozof John Locke’un “hukukun olmadığı yerde tiranlık başlar” sözü bu açıdan çok anlamlı ve önemlidir.

Türkiye üzerine bir kaç söz...

 Türkiye gerçekten bir  Anayasal Devlet ya da Hukuk Devleti olmak istiyorsa evrensel hukukun  temel değerlerini  benimsemesi ve bunları güvence altına alması gerekir.

 Türkiye’de mevcut  Kanun Devleti zihniyeti evrensel hukukun değerlerini ve ilkelerini gözardı etmemizi hiç bir zaman gerektirmez. Aksine evrensel hukuk için,  Demokratik Hukuk Devleti için daha fazla mücadele etmeliyiz. İşkence ve insanlık onuruyla bağdaşmayan muamelelere karşı daha duyarlı olmalıyız. Basında yeralan  her türlü iddianın daha adil ve şeffaf olarak kamuoyuna ulaştırılması ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekir. Yargısız infazlar, keyfi gözaltılar, ortadan kaybolmalar  ülkemizde ciddi boyutlardadır. Vatandaşların ifade ve fikir özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din ve vijdan özgürlüğü etkin bir şekilde korunmalı ve güvence altına alınmalıdır.

Türkiye’nin insan hakları açısından karnesi hiç de iyi değildir. Türkiye,  Batı’nın gelişmiş ülkeleri ile karşılaştırıldığında demokrasi ve temel haklar ve özgürlükler yönünden çok gerilerdedir.

Yapılması gereken demokrasinin ve evrensel hukukun temel ilkelerinin anayasada ve yasalarda güvence altına alınmasıdır. Devletin kendi güvenlik güçlerinin ve polisinin,  hukukun kuralları içerisinde hareket etmesini denetlemesidir. Hukuk hepimiz için gereklidir...

Teşhis, tedavi için ilk adımdır. Önce bir gerçeği görmeli ve bunu kabullenmeliyiz. Daha sonra da bu sorunların çözümü için mücadele etmeliyiz. Türkiye insan hakları ve demokratikleşme konusunda ciddi ve samimi kararlar almalı ve bunları  hukukun güvencesi altına almalıdır.

Evrensel hak ve özgürlüklerin mutlaka anayasada “sembolik” düzeyde değil,fakat gerçek anlamda güvence altına alınması gereklidir. Hukuk Devleti’nin oluşturulması için yapılması gereken bir Hukuk Reformu’dur. Bunun için en başta Anayasa’da gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Daha sonra mevcut yasalarımızda siyasi hak ve özgürlükleri koruyacak ve güvence altına alacak düzenlemeler ve değişiklikler yapılmalıdır. Son olarak da Kurumsal Reform gerçekleştirilmelidir. Kurumsal reformdan kastımız şudur: adalet ve yargı kurumlarımızda, polis ve emniyet teşkilatında mutlaka hukuk devleti anlayışına yakışır değişiklikler yapılmaldır.  Anayasal, yasal ve kurumsal reformlar yanında ülkemizde iç güvenlik hizmetini sunan kuruluşlarda çalışan tüm personelin eğitimi de büyük önem taşımaktadır. Hukuk tek başına elbette  çözüm olamaz. Nihayetinde yasaları uygulayacak olanlar insanlardır. Bu bakımdan polisin, jandarmanın ve diğer personelin eğitimi büyük önem taşımaktadır.