MAZDEKİZM, MORE ÜTOPYASI,

BABEUF TRAJEDİSİ, ZADRUGA FACİASI

 

Mazdekizm, İranlı  Zerdüşt din adamı Mazdek’in düşünce felsefesine verilen isimdir. Mazdekizm, İsa’dan sonra V. Yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan;  insan eşitliği ve mal ortaklığını savunan bir akım olarak bilinmektedir.  Mazdek,  hava ve su gibi, paranın, malın-mülkün de insanlar arasında eşit olarak paylaşılmasını savunuyordu.

 Mazdek

 

“Mazdek, mal insanlar arasında ortak olacaktır diyordu. Çünkü insanlar, Tanrı’nın kulları ve Adem’in çocuklarıdır. Her biri ihtiyacına göre ötekinin malını kullanmalı ve hiç kimse bu haktan yoksun kalmamalıdır. Herkes malca eşit olmalıdır. Mazdek’in bu sözleri üzerine  herkes malını ortaklığa koymuştu.”

Nizamülmülk

“Her şeye malık ola, bir şeye malik olmaya.”

Bektaşi Atasözü

 

Mazdek gibi ortak mülkiyeti savunanlardan bir diğeri 1478-1535 yılları arasında yaşamış olan Kral VIII. Henri’ye özel danışmanlık yapmış olan ve pek çok devlet görevinde bulunan Thomas More’dır.  More , en ünlü eseri olarak bilinen Ütopya‘da ideal sosyal ve ekonomik düzen oluşturulması için görüşlerini yazmıştır. More’un ideal toplum düzeninde özel mülkiyet sözkonusu değildir.

“Ütopya adasının ellidört büyük ve güzel şehri vardır, hepsinde aynı dil konuşulur, aynı töreler, aynı kurumlar, aynı yasalar yürürlüktedir. Ütopyalılar ev bark konusunda ortaklık ilkesine bağlıdırlar. Evde hiçbir şey özel değildir, ne varsa herkesin  malıdır. Özel mülkiyet düşüncesini kökünden yok etmek için her on yılda bir ev değiştirirler ve herkesin oturacağı ev kur’a ile belli olur. ... Halk kendini toprağın sahibi değil, çiftçisi, işçisi diye görür.”

Thomas More

Mazdek ve Thomas More’un düşüncelerine  benzer bir görüş  de Babuef adındaki bir Fransız tarafından savunulmuştur. Fransız devriminin yaşandığı yıllarda François Noel Babeuf  (1760-1797) adında bir isyancı, mükemmel eşitliğin ancak mal ortaklığı ile sağlanacağını savunmaktaydı  ve bu amaçla 1796 yılında “Eşitler  Örgütü” nü kurdu.

François Noel Babeuf 

 

“Toprak kimsenin, ürünler herkesin olacaktır.”

Babuef

 

Bizim adına  “Zadruga Faciası” dediğimiz bir diğer ortak mülkiyet anlayışı da eski Doğu Bloku ülkelerinde uygulanmıştır. Zadruga, Sırpça bir kelimedir ve “ortak mülkiyet” anlamına gelmektedir. Zadruga, eskiden  Yugoslavya ve Bulgaristan’da sahip olunan bir mülkiyet şekliydi. Belirli sayıda Slavlar, komünal yaşam biçimi içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Aynı kırsal alanda çalışıyorlardı, yiyorlardı ve içiyorlardı. Zadruga’nın en önemli özelliği ortak görüş ve oybirliği olmadığı sürece mülkiyet satılamazdı.

Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yârin yanağından gayrı her şeyde
her yerde
hep beraber!
diyebilmek
için
on binler verdi sekiz binini…"

Nazım Hikmet : Şeyh Bedrettin Destanı

 

***

 

Kamusal alanı ve ortak mülkiyeti savunan her tür kollektivistin (sosyalist, komünist, marksist, faşist, korporatist, falanjist, mazdekçi, fabian, sendikalist, vs.),  “kamusal alanın ve ortak mülkiyetin; israfların, savurganlıkların, hırsızlık ve yolsuzlukların ana kaynağı” olduğu gerçeğini neden anlamadıkları ya da anlamamakta ya da kavramamakta neden direndiklerini doğrusu hiçbir zaman anlamış değilim!...

 

İsrafların ve savurganlıkların ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden birisi  “devlet mülkiyeti”nin özelliğinden kaynaklanmaktadır. Devlet mülkiyeti, her ne kadar “toplum mülkiyeti” olarak görünse de tek tek bireylerin sahip oldukları bir mülkiyet değildir.

 

İnsan doğası gereği para ve mülkiyete tutkun olan bir varlıktır. Paraya ve mülkiyete değer vermeyen insan sayısı yok denecek kadar azdır. Yine insan, doğası gereği kendi sahip olduğu parayı harcarken ve kendi sahip olduğu mal ve mülkü kullanırken son derece dikkatlidir. İnsan genel olarak kendine ait olan parayı harcarken ya da mülkiyetini kullanırken  içsel faydasını  maksimize edecek ve dışsal faydayı minimize edecek karar ve tercihlerde bulunur.

 

İnsanlar genellikle kendi sahip olmadıkları parayı harcarken ya da kendi sahip olmadıkları mülkiyeti kullanırken, kendi özel paralarını harcarken ya da kendi özel malını kullanırken gösterdikleri hassasiyete sahip olmayabilirler. Bu insanın doğasında olan bir özelliktir.

 

Özetle, özel alan ile kamusal alan arasında çok önemli bir fark vardır. Özel alan içinde bir “sahip” bulunur ve bu sahip kendi parasını harcar ya da kendine ait bir malı kullanır. Özel alan içerisinde müsrif davranan bir birey bunun bedelini kendisi öder. Örneğin, işletmesinde israf ve savurganlık yapan bir müteşebbisin maliyetleri artar ve dolayısıyla karı azalır. Dahası müsrif müteşebbis, haciz ve iflas gibi olaylarla da karşılaşabilir. Kamusal alan içerisinde ise  gerçek bir “sahip” bulunmaz. Kamusal alanda başkasına ait paraları (halka ait paraları) başkası adına (halk adına)  harcayan  politik müteşebbisler bulunur. Politik müteşebbislerin müsrif davranmalarının bedelini kendileri değil, halk öder. Öte yandan, kamusal alanda, özel alandan farklı olarak  herkese ait olan mülkiyeti herkesin kullanması sözkonusudur.

 

***
 
ÖZETLE:
 
Kamusal alanda  (devlet), özel alana göre israf ve savurganlıklar çok daha fazladır. Kamusal ortak mülkiyet her zaman bir trajedi ve faciaya dönüşmek durumundadır. Bunun nedeni oldukça basit ve anlaşılabilirdir.  Kamusal ortak mülkiyetin gerçek sahibi yoktur.
 
“Devletin malı, milletin malıdır” sözü  bana göre hiçbir anlam ifade etmeyen bir yutturmacadan başka bir şey değildir. Devletin malının herkese ait olması anlamında,  bu söz doğru kabul edilebilir. Ancak burada unutulmaması gereken şudur: herkese ait olan bir mal hiç kimseye aittir, hiç kimseye ait olmayan bir malı da insanlar kendi mal ve mülkleri gibi korumazlar. Başkasının malını ortak olarak kullanım söz konusu olduğunda israf ve savurganlıklar kaçınılmaz olur. Buradan hareketle,  israf ve savurganlıkların azaltılması için kamusal mülkiyet alanının daraltılması, özel alanın ise genişletilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
 
Bizler Thomas More’un düşlediği ütopya adındaki bir adada değil, gerçek bir dünyada yaşıyoruz... Mazdek gibi din sapkınlarının,  Babuef gibi egalitarian isyancıların görüşlerinin ne kadar yanlış olduğunu tarih doğrulamıştır... Zadruga faciasını gözleriyle görmek isteyenler eski komünist ve sosyalist ülkelerin neden bu sistemi terk etmek zorunda kaldıklarını kavramalıdırlar...