ÖLÜM  ÜZERİNE...

 

 

"ey yaşam senin bunca değerli oluşun ölüm sayesindedir."

Lucius Annaeus Seneca

 

"Ölüm olmasaydı onu icat etmek zorunda kalırdık.

Voltaire

 

"Hiçbir ölü, öldüğü için hasret çekmez. Ancak taatinin azlığına yanar. Yoksa ölen kimse; kuyudan ovaya çıkmış, zevk u safa meclisine ulaşmıştır. Orası doğruluk yeridir, orada yalan yoktur. Ayranla sarhoş olan, has şarabı ne bilsin? Orası öyle bir doğruluk yurdudur ki, Hak onlarla beraberdir. Su ve çamurdan (bedenden) kurtulmuş, nur ile dostturlar. Bu hayat için iki nefesin kaldı. Bari gayret et de, ercesine öl." 

Mevlana 

 

Ölüm, uyumak, dinlenmektir...  Bu dünyadaki yorgunluklara ve kahırlara veda etmektir.

 

Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına,
İçin için katlanmak mı daha soylu,
Yoksa bir dertler denizine karşı silaha sarılıp
Son vermek mi onlara?
Ölmek, uyumak…
Hepsi bu… ve bir uykuyla
Yürek sızısına ve bedeni bekleyen
Binlerce doğal darbeye son verdik diyebilmek…
Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi!
Ölmek, uyumak… uyumak, belki rüya görmek.
Ha! İş burada. Çünkü o ölüm uykusunda,
Şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda,
Göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez.
İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu
Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine,
Zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine,
Hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine,
Devlet görevlisinin kendini bilmezliğine;
Sabırla bekleyen erdemli kişinin,
Değersiz insanlardan gördüğü muameleye,
İnsan yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesebilecekken?
Kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında
Homurdanıp terlemeye,
Ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı?
Sınırlarını bir geçenin bir daha dönmediği
O bilinmeyen ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp
Bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense,
Başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı?
İşte bunları düşündükçe
Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
Ve işte böyle kararlılığın doğal rengi,
Endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor;
Bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar
Bu yüzden yörüngesinden sapıyor
Ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları.
Hey, o da kim? Güzel Ophelia!
Peri kızı, dualarında benim günahlarımı da unutma"

William Shakespeare , Hamlet

 

Ölüm gerçektir... Her canlının tadacağı bir gerçektir..

 

bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir ân kadar.
sarkık dudaklarında asılı titrek bir ân;
belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm
Necip Fazıl Kısakürek 

 

Ölüm bir hakikattir...

Hakikatin ölüm olduğunu gördüm...

Ölümlü dünyada hakikati gördüm...

 

Bir mezar taşı...

 

var mıdır dünyada gelip de kalan
gülüp baştan başa muradın alan
muradı maksudu hepisi yalan
ölümlü dünyada hakikat gördüm
Aşık Veysel

 

biçare gönüller. ne giden son gemidir bu.
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
Yahya Kemal Beyatlı

 

 

Ölüm, adalettir; şu balçık dünyadaki  adaletsizliklerden uzaklaşmaktır... Ölüm adildir...

 

'...bir eski acem şairi :
"ölüm âdildir" - diyor, -
"aynı haşmetle vurur şahı fakiri."

hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü?...

Nazim Hikmet

 

Ölüm, herkes için birdir; zengin, yoksul tanımaz... Makam-mevkii bilmez... Kefene sığacak kadar küçük en insanoğlu!

 

 

Ölüm güzeldir; dinlemez sultan!

 

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Karacaoğlan

 

Ölüm, barıştır, huzurdur;  bir hiç uğruna yapılan kavgaların, savaşların, çatışmaların, huzursuzlukların son bulmasıdır...

 

Ölüm bir köprüdür; varmaktır, kavuşmaktır, kucaklaşmaktır...

 

"Ölüm bir köprüdür, dostu dosta kavuşturur."

 Hz. Muhammed

 

Ölüm çok güzel bir şeydir... Öyle güzel bir şeydir ki!...

 

Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?...
Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun !
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun!

 

Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
O demdeki,perdeler kalkar,perdeler iner,
Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner...

 

O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklambaçta varmısın?
Ölüm ölene bayram,bayrama sevinmek var;
Oh ne güzel,bayramda tahta ata binmek var.!...

 

Ufka bakarlar;ölüm uzaktamı uzakta...
Ve tabut bekler,suya inmek için kızakta.....
Sultan olmak dilersen,tacı,sorgucu,unut !
Zafer araban senin,gıcırtılı bir tabut!

Necip Fazıl Kısakürek

 

Ölüm, ihtiraslardan, maldan-mülkten vazgeçme yoludur...  

Mezarına birlikte girecek şeyi kazan! Sonra uzan!

 

Ticaretin tüm ziyan!" diye bir ses rüyada; 
Mezarına birlikte girecek şeyi kazan! 
Seni gözleyen eşya, bitpazarı dünyada, 
Patiska kefen, çürük teneşir, isli kazan. 

Minarede "ölü var!" diye bir acı salâ... 
Er kişi niyetine saf saf namaz.. Ne alâ! 
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ! 
Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan...

N. F. Kısakürek

 

ve Ölüm aslında bir yeniden var oluştur... aslında doğmaya hazırlıktır....

 

 

***

 

Başkaları ne götürdü ki, sen götürebilesin ey doymak bilmez insan!... Hepsi 10 metre kefen bezi değil mi!...

 

Ölüm, ağrıların-sancıların dinmesi, yok olmasıdır... "Allah'ım  bir avuç toprak ver..." diye feryat etmeden önce ölümün zamanında ve tadında güzel olduğunu unutma!... Hem geç olsun, hem de güç olmasın diye dua etme!...  Ölüme her zaman hazır ol!...

 

Öleceksen "ölüler kitabı"nda yazılan mısraları hak ederek öl!... 

 

ÖLÜLER KİTABI  

“Hiç kimseye kötülük etmedim.

Yakınlarımı bahtsızlığa sürüklemedim.

Gerçek evinde alçaklık etmedim.

Kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım.

Benim yüzümden kimse korku duymadı,

yoksulluk ve acı çekmedi, bahtsız olmadı.

Tanrıların kötü gördükleri şeyleri hiç bir zaman yapmadım.

Kölelere kötü muamele etmedim ve ettirmedim.

Kimseyi aç bırakmadım.

Kimseye göz yaşı döktürmedim.

Kimseyi öldürmedim ve kimsenin

kahpece öldürülmesini emretmedim.

Kimseye yalan söylemedim.

Hiç bir utandırıcı davranışta bulunmadım.

Zina etmedim.

Yiyecekleri pahalı ve eksik satmadım.

Terazinin dirhemi üzerine hiç bir zaman elimi bastırmadım.

Teraziyle tartarken hiç bir zaman hile yapmadım.

Süt çocuklarının ağızlarından  sütü uzaklaştırmadım.

Hayvanları çalmadım.

Tanrının kuşlarını avlamadım.

Ölmüş balığı tutmadım.

Hiç bir arkın suyunu başka yöne çevirmedim.

Ben temizim, temizim, temizim...”

Eski Mısır Yazıtları'ndan

 

Ölümden korkma ey İnsan!.. Ölüme hazır ol!.. Ölümü karşılamaya hazır ol!...

"Ölüm için ihtiyat gerekir. Akıbeti, hasrı görenler için de zevk u safa.
Ölümü Yûsuf gibi gören, canını feda eder. Kurt gibi görense, doğru yoldan ayrılır.
Ölüm, herkese kendi rengindedir. Saf ayna iyiyi de kötüyü de gösterir.
Güzel yüz aynada güzeldir, çirkin yüz de çirkin.
Sen ölümden korkup kaçıyorsun. Bil ki seni asıl kendi çirkinliğin korkutmada.
Gördüğün kendi çirkin yüzün, ölümün yüzü değil. Canın o suretten ürktü.
İyi de, kötü de senden yetişmiştir. Çirkin de, güzel de kendi elinle kazandığındır." 
Mevlana

Ölüm, bu dünyadaki en yalın gerçek....

Emanet edilmiş bedenini asla kirletme...

Yaşam insana verilmemiş, kiralanmıştır. (Publilius Syrus)

 

Ölür ise ten ölür, canlar ötesi değil (Yunus Emre)

 

Dünyayı size bırakıp gidenler gibi, siz de başkalarına bırakıp gidin. (Montaigne)

 

Yaşama onurlu ve şerefli bir insan olarak veda et!...

 

Onurlu bir ölüm, onursuz bir yaşamdan iyidir. (Tacitus)

 

Onur ve şeref gömleğini giyerek ölüme hazırlan!...

 

Bu balçık dünyanın safahat ve gösterişinden uzak dur!...

 

Ölürken de sadelik ve basitlik vasiyetin olsun!...

 

Cenaze alaylarının safahat ve gösterişi,

ölülere saygıdan çok dirilerin benlik hırsı ile ilgilidir.

(La Rochefoucauld)

 

Bedenin yok olduğunda ruhun bir lotus çiçeği gibi açsın!.. Ölüme böyle hazırlan!...

 

"Ve bir adam şöyle dedi: "Bize kendini bilişden bahset."

Ve o cevap verdi:

"Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir.
Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

Düşüncelerinizde daima bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz.
Rüyalarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz.

Ve böyle de olması gerekir.

Ruhunuzun saklı kaynağı yükselmeli
ve çağıldayarak denize doğru koşmalı;
Ve o zaman, sonsuz derinliğinizin hazineleri
gözlerinizin önüne serilecektir.

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tartı aramayın;
Ve bilginizin derinliğini değnekle
veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayın.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.
'Tek doğruyu buldum' değil, 'Bir doğruyu buldum' deyin.

'Ruha giden yolu buldum' değil,
'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;
ne de bir kamış gibi dümdüz büyür.
Ruh, sayısız taç yaprakları olan
bir lotus çiçeği gibi açılır."

Khalil Gibran

 

 

Ölümden korkma ey İnsan!..

Ölüm, bu dünyadaki en yalın gerçek....

Ölüm bu, ne hükümdar tanır ne soytarı herkesi aynı iştahla yutar. (Victor Hugo)

Erdemli bir insan olarak yaşa ve ölürken de erdemli bir insan olarak veda et bu yaşama!...

Başkalarını incitmeden, başkalarının hakkını gasp etmeden, zulüm etmeden, haksızlık etmeden...

 

Değerlere sahip olarak ve katma değerler yaratarak...

Olgun bir meyve gibi öl, ölürken seni taşıyan ağaca teşekkür et. (Epiktetos)

 

Bilgi, liyakat, erdem, etik, adalet, özgürlük, barış gibi değerlere sahip çıkarak, koruyarak, geliştirerek... 

 

Değerlere sahip olmak ve değerler yaratmak!... İnsanı değerli kılan başka ne olabilir ki!...

 

"Siz, ölümün sırrını öğrenmek istiyorsunuz.
Fakat onu hayatın kalbinde aramadıkça bulmaya imkan mı var?
Gözlerini yalnız karanlıkta açabilen ve gündüzün kör olan baykuş,

aydınlığın sırrını keşfedemez.
Onun için ölüm ruhunun hakikatini kavramak isterseniz kalbinizi, hayat gövdesine açınız.
Çünkü hayat ile ölüm birdir. Nasıl ki nehir ile deniz birdir."

Khalil Gibran

 

"Yaşamayı ölüm kaygısıyla, ölümü de yaşama kaygısıyla bulandırıyoruz...Yaşamasını bilmemişsek bize ölmesini öğretmek yersizdir...  Bana sorsanız, ölüm yaşamın ucudur, sonu, bitimidir, ama konusu değil."

Montaigne

 

 

***

Bir geldi mi derin ölüm uykusu, 
Biter bu dünyanın dedikodusu. 
Ölenden bir haber bekler insanlar: 
Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu!
Ömer Hayyam

 

***

***

 

Ölüm Üzerine

Michael De Montaigne

 

Mademki ölümün ününe geçilemez, ne zaman gelirse gelsin Sokrates’e: Otuz Zalimler seni ölüme mahkum ettiler, dedikleri zaman: Doğa da onları! demiş.

Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak Öyle ise, yüz yıl daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik
Başımıza bir kez gelen şey büyük bir dert sayılamaz Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm uzun ömürle kısa ömür arasındaki ayrımı kaldırır çünkü yaşamayanlar için zamanın uzunu kısası yoktur Aristo, Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen yaşlı ölmüş sayılır Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Ama, sonsuzluğun yanında, dağların, ırmakların, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür Doğa bunu böyle istiyor Bize diyor ki: «Bu dünyaya nasıl geldiyseniz, öylece çıkıp gidin Ölümden hayata geçerken duymadığımız kaygıyı, hayattan ölüme geçerken de duymayın Ölümünüz varlık düzeninin, dünya hayatının koşullarından biridir.

Inter se mortales mutua viviunt
Et quasi oursores vitae lampada tradunt (Lucretius)

İnsanlar yaşatarak yaşar birbirini
Ve hayat meşalesini, birbirine devreder koşucular gibi

Hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz? Daha yaşayıp da ne yapacaksınız?
Sizin hatırınız için evrenin bu güzel düzenini değiştirecek değilim ya? Ölmek, yaratılışınızın koşuludur ölüm sizin mayanızdadır: Ondan kaçmak, kendi kendinizden kaçmaktır Sizin bu tadını çıkardığınız varlıkta hayat kadar ölümün de yeri vardır Dünyaya geldiğiniz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarsınız.

Prima, Quae vkam dedit, hora carpsit (Seneka)

Bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz

Nascentes morimur, finisque ab origine pendet (Manllius)

Doğumla ölüm başlar son günümüz ilkinin sonucudur:


Yaşadığımız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır Ömrünüzün her günkü işi, ölüm evini kurmaktır Hayatın içinde iken ölümün de içindesiniz; çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış oluyorsunuz Ya da şöyle diyelim, isterseniz: Hayattan sonra ölümdesiniz; ama hayatta iken ölmektesiniz Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can yakıcıdır.

Hayattan edeceğiniz karı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle güle gidin

Cur non ut plenus vitae conviva recedis? 
Cur amplius addere quaeris
Rursum quod pereat male, et ingratum occidat omne (Lucretius)

Niçin hayat sofrasında, karnı doymuş bir çağrılı gibi kalkıp gidemiyorsun?
Niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyorsun?

Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür: Ona iyiliği, kötülüğü katan sizsiniz. Bir gün yaşadıysanız, her şeyi görmüş sayılırsınız Bir gün bütün günlerin eşidir Başka bir gündüz, başka bir gece yok ki Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir.

Non alium videre patres: 
Aliumve nepotes Aspicient (Lucretius)

Babalarınız başka türlüsünü görmedi 
Torunlarınız başka türlüsünü görmeyecek

Benim komedyam, bütün perdeleri ve sahneleriyle, nihayet bir yılda oynanır, biter Dört mevsiminin nasıl geçtiğine bir bakarsanız, dünyanın çocukluğunu, gençliğini, olgunluğunu ve yaşlılığını onlarda görürsünüz Dünyanın oyunu bu kadardır Mevsimler bitti mi, yeniden başlamaktan başka bir marifet gösteremez Bu hep böyle gelmiş, böyle gidecek.

Versamur ibidem atque insumus usque (Lucretius)

İnsan kendini saran çemberin içinde döner durur

Atque in se sua per vestigia volvitur annus (Virgilius)

Yıl hep kendi izleri üstünde dolanır

Dünyayı size bırakıp gidenler gibi, siz de başkalarına bırakıp gidin Hep eşit oluşunuz benim adaletimin esasıdır Herkesin bağlı olduğu koşullara bağlı olmaktan kim yerinebilir? Hem sonra, ne kadar yaşarsanız yaşayın, ölümde geçireceğiniz zamanı değiştiremezsiniz: Ölümden ötesi hep birdir Beşikte iken ölseydiniz, o korktuğunuz mezarın içinde yine o kadar zaman kalacaktınız.

Licet, quod vis vivendo vincere secla,
Mors aeterna tamen nihlominus illa manebit (Lucretius)

Kaç yüzyıl yaşarsanız yaşayın, 
Ölüm yine sonsuz olacaktır

Zaten ben sizi öyle bir hale koyacağım ki, artık hiçbir acı duymayacaksınız

In vera nescis nullum fore morto alium te
Qui possit vivus tibi te i;agere peremptum, stansque jacentem (Lucretius)

Bilmiyor musunuz ki; öldükten sonra başka bir benliğiniz sağ kalıp sizin ölümünüze yanmayacak, ölünüzün başucunda durup ağlamayacak?

Bu doymadığınız hayatı artık aramaz olacaksınız:

Nec sibi enim quisquam tum se vitamque requirit 
Nec desiderium nostri nos afficit ullum (Lucretius)

O zaman ne hayatı ararız; ne de kendimizi; 
Varlığımızdan hiçbir şeye özlemimiz kalmaz

Hiçten daha az bir şey olsaydı, ölüm hiçten daha az korkulacak bir şeydir denebilirdi:

Mufto mortem minus ad nos esse putandum
Si minus esse potest quam quod nihil esse videmus (Lucretius)

Ölüm size ne sağken kötülük eder, ne ölüyken; sağken etmez, çünkü hayattasınız; ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz

Hiç kimse yaşamından önce ölmüş sayılmaz; çünkü sizden arta kalan zaman da, sizden önceki zaman gibi sizin değildir: Ondan da bir şey yitirmiş olmuyorsunuz.

Respice enim quam nil ad nos ante acta vetutas 
Temporis aeterni fuerit (Lucretius)

Bizden önce geçmiş zamanları düşün 
Bizim için onlar yokmuş gibidir

Hayatınız nerede biterse, orada tamam olmuştur Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır: Öyle uzun yaşamışlar var ki, pek az yaşamışlardır Şunu anlamakta geç kalmayın: Doya doya yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır Her gün gittiğiniz yere hiçbir gün varmayacağınızı mı sanıyorsunuz? Avunabilmek için eş dost istiyorsanız, herkes de sizin gittiğiniz yere gitmiyor mu?

Omnia te vita perfuncta sequentur (Lucretius)

Ömrün bitince, her şey de seninle yok olacak

Herkes aynı akışın içinde sürüklenmiyor mu? Sizinle birlikte yaşlanmayan bir şey var mı? Sizin öldüğünüz anda binlerce insan, binlerce hayvan, binlerce başka varlık daha ölmüyor mu?

Madem geri dönemezsiniz, niçin kaçınıyorsunuz? Birçok insanların ölmekle, dertlerinden kurtulduğunu görmüşsünüzdür ama kimsenin ölmekle daha kötü olduğunu gördünüz mü? Kendi görmediğiniz, başkasından da duymadığınız bir şeye kötü demek ne büyük saflık! Niçin benden ve kaderken yakınıyorsunuz? Size kötülük mü ediyorum ben? Siz mi beni yöneteceksiniz, ben mi sizi? Öldüğünüz zaman yaşınızı doldurmamış da olsanız, hayatınızı doldurmuş oluyorsunuz İnsanın küçüğü de büyüğü gibi bir insandır İnsanların ne kendileri ne de hayatları arşınla ölçülemez Khiron, babası Saturnus’tan, zaman ve süre tanrısından, ölümsüzlüğün koşullarını öğrenince ölümsüz olmak istememiş Sonsuz bir hayatın ne çekilmez olacağını bir düşünün.

Ölüm olmasaydı sizi ondan yoksun ettim diye bana lanet edecektiniz Hayatınıza, mahsus biraz acılık kattım; ne hayattan ne de ölümden kaçmaksızın benim istediğim bir ölçüyle yaşayabilmeniz için hayata ve ölüme tatlı ile acı arasında bir kıvam verdim
İlk bilgeniz olan Thales’e, yaşamakla ölmenin bir olduğunu öğrettim Birisi ona: Madem yaşamak boş niçin ölmüyorsun? diye sormuş, o da: İkisi bir de onun için, diye cevap vermiş.

Su, hava, toprak, ateş ve benim bu yapımın diğer bütün öğeleri hem yaşamanıza hem ölmenize yol açarlar Son gününüzden niçin bu kadar korkuyorsunuz? O gün, sizi öldürmede öteki günlerinizden daha fazla bir iş görmüyor ki! Yorgunluğu yapan son adım değildir son adımda yorgunluk yalnızca ortaya çıkar Bütün günler ölüme gider son gün varır»

İşte doğa anamızın bize verdiği güzel öğütler Çok kez düşünmüşümdür: Acaba niçin savaşlarda kendi ölümümüz de, başkalarının ölümü de bize evlerimizdeki ölümden çok daha az korkunç gelir? Öyle olmasaydı ordu hekimlerle, ağlayıp sızlayanlarla dolardı Acaba niçin ölüm her yerde aynı olduğu halde köylüler ve yoksul insanlar ona çok daha metin bir ruhla katlanırlar? Ben öyle sanıyorum ki bizi korkutan ölümden çok bizim, cenaze alaylarıyla, asık suratlarla ölüme verdiğimiz korkunç durumdur Çocuklar sevdiklerini bile maske takmış görünce, korkarlar Biz de öyle İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız (Kitap 1, bölüm XX)

Michael De MONTAIGNE