REZİLETLER VE FAZİLETLER  ÜZERİNE..

 

“Ahlak ilmi faziletler ve reziletler ilmidir ki,

nefsi faziletlerle süsleme ve reziletlerden koruma yollarını gösterir.”

Katip Çelebi

 

Ahlak ilmini ve  ahlak felsefesi ancak bu kadar güzel tanımlanabilir...

Bir topluma bakınız!... Orada reziletleri görüyorsanız o toplum ahlaki çöküntü içine düşmüş bir toplum demektir...

Birey ahlakı, aile ahlakı, iş ahlakı, ticaret ahlakı, meslek ahlakı, lider ahlakı, yönetim ahlakı...

Bir bireyin kendisine karşı dürüst olması yetmez. Başkalarına karşı da dürüst olması gerekir. (birey ahlakı)

 Bir anne-babanın çocuklarına karşı ödevleri ve sorumlulukları olduğu kadar, evlatların da ana babaya karşı ödev ve sorumlulukları bulunmaktadır.  (aile ahlakı)

Bir bireyin yaptığı iş ne olursa olsun doğruluk ve dürüstlükten ayrılmaması, başkalarının haklarına saygı göstermesi, haksız kazanç peşinde koşmaması gerekir. (iş ahlakı)

Bir doktorun hastaları ile yakından ilgilenmesi, sadece para kaygısı ile hareket etmemesi, hastalarına ait özel bilgileri başkalarına açıklamaması vs. ilkelere uygun davranması gerekir. (tıp ahlakı)

Bir politikacının, bürokratın ya da kamu görevlisinin kendisine ait olmayan kaynakları dikkatle harcaması, rüşvet almaması, başkalarını rüşvet vermeye zorlamaması, adam kayırmaması vs. ilkelere uygun davranışlar içerisinde olması gerekir. (yönetim ahlakı/siyasal ahlak) 

Buraya kadar verdiğimiz örneklerden anlaşılacağı üzere bir toplumsal düzende ahlaktan söz edebilmek için o toplumu oluşturan tüm bireylerin, aile üyelerinin, değişik mesleklerde çalışanların vs.  ahlaki kaygılarla davranış ve eylemlerini düzenlemeleri ve sınırlandırmaları gerekir.

Toplumu oluşturan bireylerin ahlaki davranış ve eylemlerde bulunmaları da tek başlarına yeterli olmayabilir. Çoğu zaman, toplumsal düzende görülen gayri ahlaki davranış ve eylemlerin sorumluları olarak “oyuncular” görülür. Oysa, oyuncuların davranışlarını belirleyen kurallardır ve iyi kuralların tesis edilmemiş olduğu toplumlarda bireyler ister istemez gayri ahlaki davranış ve eylemlere yönelebilirler. Basit bir örnek verelim, kamu görevlisi giriş sınavları eğer nesnel (objektif) kurallara bağlanmamışsa, bu takdirde kayırma ve kollama eğilimleri artabilir. Örneğin, bir mülakat sınavı hiçbir şekilde nesnel bir sınav değildir. Dolayısıyla,  sınavı yapanlar kendi akrabalarını, yakınlarını, eş-dostlarını kayırma eğilimi içerisinde olabilirler. Burada, oyuncuları ahlaksızlığa iten “sistem”dir. Oyunun kurallarının iyi tespit edilmemiş olması, bazı oyuncuları gayri ahlaki davranmaya sevk edebilir. Bu  örnekten de pekala anlaşılabileceği üzere, “sistem ahlakı” olmaksızın toplumsal düzende ahlaktan sözedilemez.

Özetle, ahlak bir bütündür. Eğer temiz bir toplum oluşturulmak isteniyorsa o takdirde toplumu oluşturan tüm bireylerin “ahlak” önceliğinin mevcut olması gerekir. Oyuncuların iyi ahlak sahibi olmalarında eğitimin ve dinin de rolü bulunmaktadır. Fakat, her ikisi de iyi ahlak için gerekli, fakat zorunlu şartlar olarak görülmemelidir. Bu konuda  gerçek dünyadaki gözlemlerden sayısız örnekler bulunabilir. Örneğin, iyi eğitimli bir çok bireyin gayri ahlaki davranışları eğitimin ahlak için zorunlu bir şart olmadığını ortaya koymaktadır. Yine, ateist bir bireyin kendisine, aile üyelerine, içinde yaşadığı topluma, çevreye karşı dürüst ve saygılı davranışlar içerisinde olduğu gözlemlenebilir ve buradan hareketle dinin iyi ahlaka erişmek için mutlaka “gerekli şart” olmadığı sonucuna varılabilir. Bununla birlikte, hem eğitim hem de din faktörü toplumsal düzende ahlakın tesis edilmesi ve kurumsallaştırılması için önemlidir ve asla gözardı edilemez.

“İnsanları yasa ve ceza ile yönetirseniz, onlar bir daha yanlış yapmayacaklar, ancak şeref ve utanma duygularına da sahip olmayacaklardır. İnsanları erdemle ve ahlak kuralları ile yönetirseniz, o zaman onlar hem utanma duygusuna sahip olacaklar, hem de doğruyu yapmaya çalışacaklardır.”

Konfüçyüs