SINIRLI DEMOKRASİ:

Köpekler, Kurtlar ve İnsanlar

 

“Hiç kimse bir köpeğin başka bir köpekle adil bir kemik değiş-tokuşu yaptığını görmemiştir. Aynı şekilde, hiç kimse bir hayvanın başka bir hayvana hareketlerle ya da kendi doğal sesiyle, ‘bu benim, o senin’; ‘sendekine karşılık kendiminkini sana vermek istiyorum’ dediğini görmemiştir. Bir hayvan bir insandan ya da başka bir hayvandan bir şey almak istediğinde, o insanın ya da hayvanın yardım etmesini sağlamak için onu kandırmaktan başka yol bilmez. Köpek yavrusu anasına yaltaklanır, yemek yiyen efendisinin onu da görmesini isteyen spanyel bin türlü şaklabanlıkla dikkat çekmeye çalışır. Bazen insanın da kendi hemcinslerine karşı aynı oyunlara başvurduğu olur, istediğini yaptırmak için başka bir yolu kalmayınca türlü yaltaklanmalar, alçaltıcı hareketlerle karşısındakini yumuşatmaya çalışır.”

Adam Smith

 

“Bahçemizde yaşayan köpeklerin başkalarına zarar vermemesi için bahçemize bir çit yaptırmanın, ya da köpeğimize bir tasma zincir almanın maliyeti vardır.  Eğer biz köpeğimizin davranışını başkalarına zarar vermeyecek şekilde oluşturabilirsek, o zaman bu çözüm diğer çözümlerden  (çit yaptırmak ya da zincir satın almak) daha yararlı olur.”

James M. Buchanan & Geoffrey Brennan

 

“İnsan insanın kurdudur.”

Thomas Hobbes

 

“Kurtlar dişlerini kaybedebilir, fakat doğalarını kaybetmezler.”

Thomas Fuller

 

“Kurdun dişlerini ve pençelerini söküp ağıla öyle girmesine izin vermektense, onu ağılın dışında tutmak daha iyidir.”

Thomas Jefferson

 

*******

   Modern iktisat biliminin kurucusu ve öncüsü olarak kabul edilen Adam Smith’in köpekler ile insanlar arasındaki benzetmesi belki bazılarımız için çok aşırı bulunabilir. Smith’in ünlü Milletlerin Zenginliği adlı eserinde insan, davranış ve eylemlerinde kendi özel çıkarını düşünen ve maksimize eden bir varlık olarak ele alınmıştır.

   Smith’in aynı eserindeki şu çok ünlü sözünü de burada aktarmakta yarar görüyoruz:  “Akşam yemeğimizi kasap, biracı veya fırıncının iyilikseverliğine değil, fakat onların şahsi çıkarlarına borçluyuz. Biz onların insani duygularına değil, kendi çıkarımıza bakarız. Ancak onlarla konuşurken, kendi çıkarlarımızdan değil, onların sağlayacağı çıkarlardan ve avantajlardan sözederiz. Dilencilerden başka hiçbir kimse başkalarının merhamet duygularına daha çok güvenme yolunu seçmez. Hatta dilenciler bile tamamen bu tür bir duyguya sahip değildirler.” 

   Adam Smith, insanı böylesine çıkarcı ya da bencil bir varlık olarak ele alırken insanın bu yaradılış özelliğini yermemiş aksine, insanın doğasında ya da fıtratında bulunan bu özelliği ile aslında bireysel çıkarı peşinde koşarken  toplumsal çıkara hizmet edeceğini vurgulamıştır. Smith’e göre özel çıkarın peşinde koşan birey, hiç farkında olmadan bir görünmez el yardımıyla toplumun da çıkarına da hizmet etmiş olur. Yine Smith’in kendi sözleriyle aktarmaya çalışalım:

“Her birey, sahip olduğu sermayeyi en yüksek üretim sağlayacağı sanayiye yönlendirir. Bunun bir sonucu olarak emek toplumun yıllık gelirlerinden alabileceği en yüksek payı alır. Birey, bunu yaparken, ne toplumun çıkarını artırmayı amaçlar, ne de bunu ne ölçüde yaptığını bilir. Birey, sadece kendi özel çıkarını gözetir ve bu amacını gerçekleştirirken görünmez bir el onun hiç düşünmediği başka amaçlara da hizmet etmesini sağlar. Birey kendi çıkarını gözeterek toplumun çıkarına hizmet etmiş olur ve bireyin bu hizmeti eğer topluma hizmet etmeyi amaçlamış olsaydı yapacağı hizmetten ve katkıdan daha fazla olurdu.”

Adam Smith’in özel çıkarlarını maksimize etme eğiliminde olan bu insan tipi iktisat biliminde “homo economicus” olarak adlandırılır. Homo economicus, rasyonel bir bireydir, karar ve tercihlerinde faydayı maksimize etmeye, maliyetleri ise minimize etmeye çalışır. Eğer Smith’in homo economicus varsayımı kabul edilirse ekonomik hayatta üreticiler ve tüketiciler hep kendi özel çıkarlarına yönelik rasyonel karar ve tercihleri benimserler.

   Nobel ekonomi ödülü sahibi James M. Buchanan doğuşuna ve gelişimine öncülük ettiği Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat araştırma alanında piyasa ekonomisi için geçerli olduğuna inanılan “homo economicus” davranış motifinin kamu ekonomisi için de geçerli olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Buchanan’a göre ister özel tercihlerde olsun, isterse toplumsal tercihlerde olsun bireylerin davranış ve tutumları farklı değildir.  Kamu ekonomisinde de karar alma sürecinde tercihte bulunanlar nihayetinde insanlardır. İnsanların toplumsal tercihlerde bulunurken kendi doğalarının dışında bir doğaya ya da fıtrata sahip olmaları sözkonusu olamayacağından toplumsal karar ve tercihlerde de esasen “homo economicus” motifi geçerlidir. Buchanan’ın bu görüşlerinin oldukça ikna edici bir tutarlı açıklamaya sahip olduğu söylenebilir. Özetle, Buchanan özel ve kamusal tercihlerde “özel çıkar maksimizasyonu”nun geçerli olduğunu söylemektedir.

   Acaba özel alanda kendi çıkarının peşinde koşan birey toplumsal çıkarın da artmasına hizmet ederken, bu durum kamusal alan için de geçerli midir? Başka bir ifadeyle, kamusal alanda kendi özel çıkarının peşinde koşan siyasal aktörler toplumsal çıkarın da artmasına hizmet ederler mi? Buchanan ve anayasal iktisatçılar, kamusal alanda özel çıkar maksimizasyonu eğilimlerinin önemli ölçüde toplumsal refah kaybına yolaçaçağı görüşündedirler.  Eğer halkın seçtiği temsilcilerinin ve onların atadığı bürokratların güç ve yetkileri sınırlandırılmaz ise bu kişiler sahip oldukları güç ve yetkileri istismar edebilirler ve kötüye kullanabilirler. Bu bakımdan kamusal alanda gücü sınırlamak önem taşır 

   Buchanan, meslektaşı Geoffrey Brennan ile birlikte yazdığı bir kitapta ilginç bir benzetme yaparak siyasal iktidarların güç ve yetkilerinin anayasal-yasal-kurumsal tedbirlerle sınırlandırılması halinde bunun toplumsal refah kayıplarını ortadan kaldıracağını ifade etmişlerdir. Buchanan ve Brennan’ın ilginç bir benzetmesi ise şu şekildedir:

“Bahçemizde yaşayan köpeklerin başkalarına zarar vermemesi için bahçemize bir çit yaptırmanın, ya da köpeğimize bir tasma zincir almanın maliyeti vardır.  Eğer biz köpeğimizin davranışını başkalarına zarar vermeyecek şekilde oluşturabilirsek, o zaman bu çözüm diğer çözümlerden  (çit yaptırmak ya da zincir satın almak) daha yararlı olur.”

   Bu sözün anlamını kavramak için belki de Thomas Fuller’in  “Kurtlar dişlerini kaybedebilir, fakat doğalarını kaybetmezler.” ve anayasacılık felsefesinin önderlerinden Thomas Jefferson’un “kurdun dişlerini ve pençelerini söküp ağıla öyle girmesine izin vermektense, onu ağılın dışında tutmak daha iyidir.”  sözlerini hatırlamakta yarar vardır.

   Gerçekten de bu iki sözün anlam ve değeri bize göre hiç de küçümsenemez. Hatta yapılan benzetmenin – ya da bizim yaptığımız benzetmenin- çok abartılı ve etik dışı olduğunu da iddia etmenin doğru olmayacağını düşünüyorum.

   Eğer insanların da diğer bazı hayvanlar gibi kendi doğalarının gereği olarak özel çıkarlarına uygun davranmaları sözkonusu ise bu davranış ve eylemlerinin başkalarına zarar vermemesi gerekir. Eğer size dost olması ve sizi başkalarından gerektiğinde koruması için bir kurt sahibi iseniz, bu kurdun haksız yere başkalarına zarar vermesini önlemek için tedbirler almak zorundasınız. Kurtların doğası sizin bu şekilde bir önlem almanızı gerektirir. Eğer bunu yaparsanız başkalarına zarar vermemiş olusunuz.

 

   Benzer şekilde eğer toplumda yaşayan bireyler olarak bizleri yönetecek insanlara yönetme hakkı ve yetkisini devrediyor isek, o takdirde o yetki devrettiğimiz insanların güç ve yetkilerini bize zarar verecek şekilde kullanmalarını engelleyecek ya da önleyecek tedbirleri başında almamız gerekmez mi?

  Bu konuda John Stuart Mill’in şu sözünün de çok manidar olduğunu ifade etmeliyiz: “anayasal devlet ilkesi, siyasal gücü elinde bulunduran kimselerin bu güçlerini kötüye kullanabileceklerinin varsayılmasını şart koşar.”